Icon Anasayfa > Forum > Kültür & Sanat & Edebiyat > Tiyatro ve Sinema > Semir Aslanyürek (Yönetmen & Oyuncu)
Icon Güneyler Döviz
Icon Güzel Sözler
"Kılıcın yapamadığını adalet yapar."
Kanuni Sultan Süleyman
Icon Arama
Icon Forum
Moderatör: admin jetx
RSSReply
Semir Aslanyürek (Yönetmen & Oyuncu)
YazarMetin
admin
Administrator
Avatar

Mesajlar: 31
Cinsiyet: Neutral
Online: Hayır
Tarih: 01/01/2008 01:01
Semir Aslanyürek (Yönetmen & Oyuncu)
#post145


(D: 15/08/1956 Antakya)
Semir Aslanyürek dogdugu Antakya'dan Sam'a gidip tıp ve güzel sanatlar egitimi aldı. Oradan Sovyetler Birligi'ne geçip yedi yıl sinema okudu. Türkiye'ye dönüp, gençliginden beri pesinden kostugu düsü, 'sellale' filmini sonunda tamamladı.

Aslanyürek'in yasam öyküsü 1956 yılında Antakya'da baslıyor. Dokuz yasından itibaren tas yontuyor Antakya'ya baglı Harbiye'deki 'sellale'nin dibinde. Zaten buralarda her üç kisiden en az biri heykel yapar. Bütün Akdeniz kıyısına buradan gider tas heykeller. Üniversite çagına gelince Ankara'ya gidip Dil Tarih Cografya Fakültesi'ne kayıt yaptırıyor. Ancak o yıllardaki siyasal kamplasmanın getirdigi siddetten nasibini alıp kötü bir dayak yiyince Antakya'ya geri dönüyor.

Antakya'da bir arkadası dil ögrenmek için Suriye'ye gitmek ister. Aslanyürek de ona yardımcı olacaktır. Birlikte Ankara'ya Suriye Büyükelçiligi'ne giderler. Elçilik görevlileri nasıl gidecegini, ne yapacagını anlatırlar arkadasına. Bir yanlıs anlama sonucu Aslanyürek'in de gitmek istedigini sanarak formalite geregi bir sınava girecegini anlatırlar. O da "Niye olmasın" diyerek Suriye'ye gitmeye karar verir. "Suriye'ye gitme fikri orada çıktı. Tamamen bir tesadüf. Aslında ben tesadüflere inanmıyorum. En basit rastlantılar bile insan aklının ermeyecegi kadar karmasık ve önemli." Arkadasıyla birlikte sam'a gider Aslanyürek. Kaydını tıp fakültesine yaptırır. Artık sam'da maceralı günler baslamıstır. Üç yıl tıp egitimi görür. Ancak doktorluk ona göre degildir. Hocaları "Ne sen ugras, ne de bizi ugrstır" der. Bunun üzerine güzel sanatların heykel bölümüne geçer. Dokuz yasından beri yaptıgı gibi tas yontmaya baslar yeniden. Birgün arkadasıyla Türkçe konusarak giderken yanlarına biri yaklasıp Azeri Türkçesiyle konusmaya baslar. Bu kisi Sam'daki Sovyet Kültür Merkezi'nin Azeri müdürüdür. Sovyet Kültür Merkezi'ne gidip gelmeye
baslar.

"9 Mayıs Sovyetler'in Zafer Bayramı'dır. ikinci Dünya Savası'nda Almanya'nın kesin yenilgiye ugratılıp teslim oldugu gün. Her yıl 9 Mayıs'ta bir resepsiyon verilir. Ben de davetliydim. O yıllarda ögrenciyim, ailem para gönderiyor. Bir çelenk yaptırmak istedim bayram için. Param çıkısmadı. Bunun üzerine bir yontu hediye etmeye karar verdim. Onu yaptım. Resepsiyona gittigimde
de yontuyu hediye ettim. Sanıyorum iki hafta sonra Leningrad Güzel Sanatlar Akademisi'nden bir heykeltırasla bir gazeteci gelmisti.Tanısıp konustuk biraz." Sovyetler Birligi'nden gelenler yontuyu çok begenmisti. Heykeltıras olanı "Sana burs verelim, gel akademinin heykel bölümünde yedi yıl oku" der. Ama Aslanyürek sinema okumak istiyordur. Bunu söyler Türkçe. Ancak kültür merkezinin Azeri müdürü bu söylediklerini tercüme etmez. "Sen" der "Önce bir git oraya. Birkaç ay sonra bölümünü degistirirsin. Önce bir hak kazan." Aslanyürek kabul eder, Sam'dan Sovyetler Birligi'ne geçer. Sam'dayken ögrenci pasaportuyla yılda üç kez Türkiye'ye gelmektedir. Ama
Sovyetler'e geçmesiyle, artık yedi yıl süreyle Türkiye'yi
göremeyecegi günler baslamıstır. Kiev'de ögrencidir Aslanyürek. Planladıgı gibi heykel bölümünü bırakır, sinema okumaya baslar. Bir sene sonra'da daha iyi bir sinema okuluna gitmek için Moskova'ya geçer. SSCB Devlet Sinema Enstitüsü'nün sınavlarına katılır. "Moskova'daki okul çok önemliydi. Devlet bütün ihtiyaçlarımı karsılıyordu. Ögrenci yurdunda kalıyordum. Burs veriyorlardı. iki senede bir elbise, ayakkabı, palto gibi giyecek ihtiyaçlarımı karsılıyorlardı. Rusça da ögrenmistim. Çok iyi hocalar ve güzel yöntemleri vardı. Dil ögrenirken ilk 15 günde kümesini kaybetmis tavuk gibi oluyorsunuz ama 15 gün sonra konusmaya baslıyorsunuz. Ne
konustugunuzu bilmiyorsunuz ama insanlarla anlasıyorsunuz."
Dört dörtlük sinema egitimi yogun bir sinema egitimine baslar Moskova'da. Aslanyürek'e göre oradaki egitim öyle yogundur ki Moskova'da bir yıl sinema egitimi alan bir ögrenci, Türkiye'de dört yıl sinema egitimi alan ögrenciden daha fazla sey ögrenir. Okul 1918'lerde, daha
sinemanın ne oldugunun, bir sanat olup olmadıgının tartısıldıgı yıllarda kurulmustur. Haftanın hemen her günü sabah dokuzdan gece yarılarına kadar egitim sürer. Bir yandan teorik ders, diger yandan yogun bir pratik yaparlar. 1984 yılına gelindiginde, Aslanyürek besinci sınıftadur. Artık diploma projesine baslama zamanı gelmistir. Elinde yazdıgı bir senaryo vardır: 'sellale'. Çocuklugunun Antakya'sını anlatan bu filmi
çekecektir. Filmini çekecegi selaleyi bulmak için Azerbaycan'a gider. Ama yasadıkları, bir film nasıl yapılırdan çok, bir film nasıl
yapılmazın öyküsüdür."Basımıza gelmeyen kalmadı orada. Sanırım o zamanki Sovyetler Birligi'nin yapısının çok büyük etkisi vardı yasadıklarımızda. Bir de SSCB'de Azerbaycan'ın çok özel bir durumu vardı. Benim gittigim, gördügüm Azerbaycan'da çalısan kimse yoktu. Belki bana öyle geldi.Ama filmi yapmak için çok kaldım orada, dört ay debelendik. ilk gittigimde gerçekten çok iyi karsıladılar beni. Filmin bütçesini de devlet vermis. Mekân bulmamız için bakanlık arabası bile verdiler.
Gösterilen ilgi inanılmazd?. Ama gittigim birbuçuk ay bişey yapamadIm. Sadece evden eve, restorandan restorana dolastırıldım.
Yemek, içmek, sarhos olmak ve eglenmek. Ancak 1.5 ay sonra kendime gelebildim. Ben Hazar Denizi kenarında sızıyorum, ayıldıgımda bakıyorum ki baska bir yerde yemege oturmus, içki içiyorum. Sonunda diploma projesi olarak 'sellale'yi çekemedim. Moskova'ya döndüm ve okuldaki stüdyolarda baska bir film çektim." Moskova'da bir Suriyeli ile evlenmis, bir de çocugu olmustur. Okul bittiginde Türkiye'ye dönmeye karar verir. Çünkü o artık bir misyon adamıdır ve kendisine Sovyetler Birligi'nden çok Türkiye'de ihtiyaç vardır. 1986'nın sonlarında Türkiye'ye döner. "Hemen gözaltına alındım. iki ay kadar kaldım içeride. Gözlerim baglandı. Sorgulandım. Memleketin kaçta kaçını sattıgımı sordular.Kosullar çok kötüydü. Bazı seyleri kanıtlayamayacagım için söylemiyorum. Siz tahmin edersiniz artık. Sonra bıraktılar. Hakkımda dava açıldı. 32 cinayet, bes altı tane kundaklama, altı yedi tane banka soygunu falan. Hepsini ben yapmısım. Hem de bunları Sovyetler'deyken yapmısım.
DGM'de yargılanırken iddianameyi okuyan savcı bile gülüyordu. Çünkü cinayetler, kundaklamalar Maras'tan tutun, Adana, Samandag, Reyhanlı ve Antakya'ya kadar neredeyse aynı gün, aynı saatte olanlar vardı. Moskova'daki elçilikten de raporum geldi. Ne zaman nefes aldıgımı bile yazmıslardı. Böylece dava düstü."

Sırada askerligi vardır artık. Hemen askere gotürülür. Üniversite mezunu olmasına karsın 'sakıncalı piyade' olarak yaptırılır askerligi. Terhisten sonra Antakya'ya döner ve çocukken yaptıgı gibi tas yontmaya baslar.

Ama bir yandan da aklı sinemadadır. Bu nedenle ilk uzun metrajlı filmini çekmek için 1992 yılında yeniden gider Moskova'ya.Gösterilmeyen film "Filmin adı 'Vagon'du. 1992'de çekimlere basladık, 1993'te bitirdik. Kültür Bakanlıgı'ndan filmin çekimi için para almıstım. simdi film burada ama piyasaya hiç çıkarmadım. Tümüyle bir Rus filmi oldu.Yanlıs bir baslangıçtı benim için. Çünkü Türkiye'de öyle bir film gitmezdi. O bende Rus sinemasının tamamen hâkim oldugu bir dönemde çekilmisti. Daha burada gözümü açamamıstım. Film ekibinin, oyuncularının tümü Rus'-tu. Bu yüzden Türkiye'deki piyasaya pek uygun bir film olmadı."

Yeniden Türkiye'ye döner Aslanyürek ve Antakya'da tas yontmayı sürdürür. Bu arada da ögretim üyesi olmak için çesitli üniversitelere basvurur. Sonunda Marmara Üniversitesi'nden olumlu yanıt gelir, Sinema-Televsizyon bölümünde ögretim görevlisi olur. Ama aklında hep Sellale'yi çekmek vardır.
"Sonunda bu yıl biraz ödünç para, biraz sponsorlukla filme
baslayabildim. Neredeyse sıfır bütçeyle, hatta bütçe bile yapmadık.Gönüllü, bu ise yüregini koymus bir kadro vardı."
'sellale', 1950'li yıllarda geçen bir öykü. Aslanyürek de bu öykünün tanıklarından. Film o yıllarda Demokrat Partili olan babası ile Halk Partili olan amcasının birbirlerini görmemek için bitisik evlerinin avlusuna duvar örmelerini, buna karsın duvarın üzerinden de sürekli kavga etmelerini, ailenin ancak Aslanyürek'in kız kardesinin bir kaza sonucu yanarak ölmesiyle barısmasını anlatıyor. Aklı heykelde kaldı "Bu, Türkiye'nin bir dönemi. Daha dogrusu Antakya'da bir zaman diliminde geçen olaylar. Agır bedeller ödemeden de duvarların yıkılabilecegini, kardesin kardese sarılabilecegini anlatmak istedim.
Burada anlatılan bir aile trajedisi. Ama sanıyorum bu aynı zamanda bu dünyanın da bir trajedisidir. Devletleri de kardes sayarsak, devletler de agır bedeller ödemeden barısabilirler."
Aslanyürek Türkiye'de ilk filmini çekmis ama aklı hâlâ heykelde. "Ben heykelden birkaç film için bu yılları ödünç aldım" diyor "Ama simdiden 23 senemi sinemaya vermis oldum."
Aslanyürek'in heykelden aldıgı izin kafasındaki üçlemeyi bitirene kadar sürecek. Senaryosunu yazdıgı 'Eve Giden Yol' filmi seferberlik yıllarını anlatıyor 1911'den 1918'e kadar. Senaryosu biten bir diger film projesi de 'Karmasa'. Antakya'nın Fransız isgalindeki yıllarını kapsıyor. Yani 1939'a kadar.

Filmleri: Vagon - Sellale - Eve Giden Yol
Delete Edit Quote
 
Reply
Bu site en iyi 1024X768 pixelde internet explorer 7 ve üzeri ile görüntülenmektedir.
MemHT Portal is a free software released under the GNU/GPL License by Miltenovik Manojlo